Ekibimizden Enes, son zamanların popüler girişimcilik kitabı Geleceği Görenler’in yazarı Fırat Demirel ile bir röportaj gerçekleştirdi.

İnternet ortaya çıktığından beri var olan ve günümüzde önemi daha da artan ‘içerik’ Türkiye’deki ilk internet girişimlerinin de çoğunun temelini oluşturdu. Bu girişimlerin ‘içerik’ten beslenerek bulundukları konuma ulaşma süreçlerini yakın zamanda piyasa çıkan Geleceği Görenler kitabında da şahit oluyoruz.

Biz de kitabın yazarı, internet sektörünün yakından tanıdığı isim Fırat Demirel’e hem bu kitabı hem de bu kitapta geçen girişimlerin ‘içerik’le olan ilişkilerinden yola çıkarak içerik yazarlığını ve içerik pazarlamasının geçmişini ve geleceğini sorduk:

Öncelikle hoş geldiniz, yeni kitabınız hayırlı olsun Fırat Bey. Geleceği Görenler kitabını yazma fikri nasıl ortaya çıktı?

Öncelikle bu fırsatı tanıdığınız için çok teşekkür ederim. Geleceği Görenler sanırım 11 yıllık bir yazarlık deneyimi ve odaklanmanın sonucunda doğal olarak ortaya çıktı. Özellikle 2009’da Webrazzi’ye yazar olarak katıldıktan sonra teknoloji/internet girişimlerine ve yazmaya odaklandım. İlerleyen yıllarda da kendi girişimcilik hikâyelerimizi yazmamız gerektiğini düşünerek dijitalin dışına çıkmak istedim. Kitap için ilk somut adımı 2016’da atmıştım ama iş yoğunluğu nedeniyle ilerleyemedim. Bir sene sonra ArıKovanı’nda başlattığım kitlesel fonlama projesi başarıya ulaşınca da kolları sıvadım.

Kitapta ele aldığınız internet girişimlerini nasıl seçtiniz?

Geleceği Görenler aslında dönemsel bir kitap. Yani öncelikli kriterim girişimlerin 1996-2006 yılları arasında kurulmuş olmasıydı. Çünkü önce hikâyenin başını öğrenmek, sonra yazmak istiyordum. İkinci kriterimse girişimlerin en azından kendi dönemi için ses getiren girişimler olmasıydı. O yüzden Pilli Network ve itiraf.com bugün hayatta olmasa da kitapta yer vermek istedim. Son kriterim ise bu girişimlerin ürün geliştirmiş, yazılımdan güç alan şirketler olmasıydı. Webrazzi bir medya sitesi olarak bir istisna sayılabilir ancak girişimcilik ekosisteminin kurucu mecrası olduğu için kitaba dahil etmekte herhangi bir tereddüt duymadım.

Bu internet girişimleri arasında temelinde içerik üretmek olanlar dikkatimizi çekti. Bu girişimler ‘içerik’i nasıl kullanıyorlardı?

Güzel bir tespit yaptınız. Yemeksepeti ve Gittigidiyor dışındaki tüm girişimlerin içerik üretiminden beslendiğini söyleyebiliriz. Ekşi Sözlük, itiraf.com ve Pilli Network bizzat kullanıcı tarafından üretilen içerikleri kullanan (user generated content) platformlar oldu. Dolayısıyla gücünü tamamen kullanıcıdan ve içerikten aldı.

Geleceği Görenler

Çember.net ve Grou.ps ise sosyal ağ olmasıyla kişisel içerik paylaşımını bir kaldıraç etkisi olarak kullandı. Nokta Medya, internette sosyal yapının ve içeriğin gelişimini takip ederek bu alanda yatırımlar yaptı. Blogcu.com, Fotokritik, Alkışlarlayaşıyorum, İzlesene.com gibi girişimleri satın alarak geniş kitlelere hitap eden bir dijital medya şirket halini aldı. Webrazzi ise niş bir alana erken adım atıp istikrarlı bir şekilde kaliteli/özel içerik üretme yolunu tercih etti ve bunun karşılığını da fazlasıyla aldı.

Biraz da sizin içerikle olan ilişkinize geçelim. Sizin  içerik üretmeye olan tutkunuz nasıl başladı?

Aslında bu yanıta Pilli Network ile başlıyordum ama üzerinde biraz düşününce 2007 yılında günlük tuttuğum dönemi hatırladım ve artık o dönemi öne alıyorum. Yani internette günlük yazmadan önce kağıdı kalemi elime alıp her gün yazıyordum. Günlük tutmaktan öte duygularımı detaylı şekilde yazdığım bir dönemdi. Hemen her taşıtta bir şeyler karaladığımı hatırlıyorum. Hatta bir gün uçakta kağıdımın bittiğini gören bir yolcunun bana çizgisiz kağıt getirmesini hiç unutamam.

Sanırım o alışkanlık benim internette de içerik üretmemi tetikleyen şey oldu. 2007’de ilk çalıştığım şirkette de mobil içerikler ve katma değerli servislere ilgileniyordum ama 2008’de Pilli Network’te yazı yazarak para kazanmak benim için çok keyifliydi. Sonra kendi blogumu açtım ve bir dergi için otomobil haberleri hazırladım. 2009’da ise Webrazzi hikâyesi başladı ve bunu bir iş olarak sahiplendim çünkü hem internet girişimlerine ilgi duyuyordum hem de yazarak insanlara dokunmanın etkisini hissetmiştim. Hatta ‘Yazmanın Gücünü İdrak Ettiğim İlk Gün’ diye bir yazı ile bunu anlatmıştım.

Hayatını çoğunlukla içerik üreterek kazanan ve dünyayı yakından takip eden  birisi olarak içerik üretiminin ve içerik pazarlamasının geleceğinde ne görüyorsunuz?

Bu yanıtımı içerik türleri, araçlar ve dağıtım/pazarlama diye üçe bölebilirim.

Öncelikle üreteceğimiz temel içerik türlerinin kısa vadede çok değişmeyeceğini söyleyebilirim. Yani zihinler arası veya holografik iletişim kurana dek temel içerik türlerinden kaçış yok ama karma modeller ve içeriği interaktif hale getirme şansımız var. Tıpkı Black Mirror özel bölümü Bandersnatch’te olduğu gibi. Diğer yandan emojileri ve Apple’ın animoji yeniliğinin içerik dünyasını renklendirebileceğini düşünüyorum. Emojilerle hikâye yazmak veya Animoji ile video çekmek bence popüler olabilir.

Üretim araçlarında genel tablo çok değişmiyor. Ancak özellik açısından odaklanmayı artıran araçların daha fazla önem kazanacağına inananlardanım. Çünkü tam bir bilgi ve bildirim bombardımanı altında yaşıyoruz ve üretken/yaratıcı olmak için dikkat dağıtıcılardan kaçmak gerekiyor. Tabii yazarlar için İçerik Bulutu gibi platformlar ayrı bir boyut açtı ve onların kendi içinde kurduğu sistemler var.

İçerik pazarlaması ise benim daha çok içerik dağıtımı olarak yorumladığım ve en sıcak bulduğum alan. Çünkü içerikler ve üretim araçlarının dinginliği karşısında çok daha hızlı ilerleyen ve ucu açık bir dünya var. Bir kere kendi içinde üretilen içeriğe daha fazla avantaj sağlayan platformlarla (Facebook, Medium, LinkedIn vs.) başa çıkmak gerekiyor. Bunun için storychief gibi çok kanala dağıtım yapan çözümler ilgi görmeye başladı. Hatta ben büyük platfomların içerik üreticileri için bazı standartlar belirlemesi gerektiğini düşünüyorum ama sanırım asla olmayacak.

Diğer yandan bu platformlarda rekabet ve dikkat kaybı çok fazla. Hızlı bir akış var. Bunun için sadece içerik girmek yetmiyor. İçerik güncellemesi ve sosyal medya paylaşımlarını düzenli olarak yapmak gerekiyor. Bu yönde de bir eğilim olduğunu ve verimli araçların daha da popüler olacağını söyleyebilirim.

İçerik pazarlamasının uç noktasında dikey kanallar var. Bunları keşfetmek ise içerik üreticisine düşüyor. Özellikle kendine en uygun dikey kanalları keşfeden küçük orta ölçekli işletmeler (girişimler dahil) kazançlı çıkıyor. Dikey kanal gücü eskiden forumlardaydı, sonra Facebook sayfa ve grupları hayatımıza girdi. Şimdilerde Slack kanalları, Telegram, Whatsapp ve Spectrum grupları var. E-posta ise bir demirbaş olarak hayatımızda zaten.

Fenomen pazarlaması da bence içerik pazarlaması/dağıtımı için dikkatle kullanılabilecek bir alan. Ancak çok popüler fenomenlerden ziyade organik bir kitleye sahip mikro fenomenleri önemsiyorum. Twitter performans ölçütleri açısından daha etkili. Instagram ve Youtube ise daha çok farkındalık ve marka bilinirliği açısından avantajlı. Keza Tiktok gibi popüler yeni sosyal ağlar da içerik türüne göre pekâla değerlendirilebilir.

Bence personasını oluşturduğu tüketici tipinin (ideal fan) nereye gittiğini takip edenler her zaman içerik pazarlamasının yeni trendlerini yakalayacaktır.

Ernest Hemingway’in dediği gibi “Yazmak asla yapılabileceği kadar iyi yapılamayan bir şey.” midir?

Bilmeyenler için sözün aslını paylaşalım;


“Yazmak asla yapılabileceği kadar iyi yapılamayan bir şeydir. Sürekli bir meydan okumadır ve hayatımda yaptığım her şeyden daha zor. Bu yüzden yapıyorum ve iyi yapınca mutlu oluyorum. – E. Hemingway”

Bir arkadaşım Geleceği Görenler’i okuduktan sonra Hemingway’e benzeterek teveccüh etti. Onun kadar iyi bir yazar olmadığım kesin ama 11 yıllık bir yazar olarak en azından Hemingway’in derdini anladığımı söyleyebilirim. Hatta bir kere serzenişimi dile getirmiştim;

Sanırım bir anlatıcı olarak esas meselemiz düz yazının belli kurallara sahip olmanın yanında sonsuz denecek öznel bir alan sunması. Yazar, iyi bir gözlemci olduğu için her gün yeni bir kişi olarak masanın başına oturur ve gördüklerini yazısına katmak ister. Ancak dilin kuralları bir darboğaz olarak karşısına çıkar. Üstelik bir de okur tarafı var. Kendi zihnimizi okuyucunun zihnine en doğru şekilde aktarmak istiyoruz ama ne mümkün… Sürekli bir çatışma ve kendini kendine beğendirme mücadelesi. Sanırım biraz da mükemmeliyetçilik. Ama Hemingway gibi ben de bu mücadeleden keyif alıyorum.

İçerik üretirken hangi uygulamaları kullanıyorsunuz? Bir de sanırım günde en az 1000 kelime hedefini takip etmek için kullandığınız uygulama var.

Benim yazılarımın yüzde 95’i WordPress tabanlı platformlarda yayınlandı. Bu yüzden önemli bir zamanım WordPress’in metin editörüne gitmiştir ama yıllar geçtikçe yeni yazı araçları keşfetmeye çalıştım. Webrazzi’deyken epey bir süre basit ve web tabanlı olduğu için write-box.appspot aracını kullanıyordum. Kelime sayısını da gösteren çok sade bir araç.

Fırat Demirel

Yazı yazma konusunda birçok araç denedim ama kitap yazmaya başladığımda MacOS uygulaması Ulysses’te karar kıldım. Bu satırları da Ulysses’te yazıyorum. Kendime hedefler koyabilmemi sağladığı için seviyorum. Günlük yazma hedefim değişiyor, günde 1000 kelime çok zor. Bir dönem 40 gün boyunca 750 kelime yazdım ama tekrar düzelterek ilerledim. (Eğer bir şeyi kaçırmadıysam bu sene yaklaşık 13 bin kelime yazmışım.)

Hemingway bu konuda şöyle diyor;

“Günlük iyi yazılmış 400-600 sözcük arasının benim için en uygun hız olduğunu fark ettiğimden beri bununla mutluyum. Yine de sadece 320 sözcük yazmışsam da iyi hissediyordum. – E. Hemingway”

Evernote’a da birkaç ay önce yıllık abone oldum ama yazı yazmaktan ziyade içerik toplamak ve kaydetmek için kullanıyorum. Sene başında hedef tutmak için Evernote taslaklarını kullanmaya başlamıştım ama sonra Google E-Tablolar’a geçiş yaptım.

Bir de yazarken TickTick ve Forest App gibi uygulamalarla kendimi kontrol altında tutmaya çalışıyorum.

Son olarak içerik  üreticilerine tavsiyeleriniz nelerdir? Daha iyi bir içerik üreticisi olmak için ne yapabilirler?

Okuyup düşündükçe vardığım nokta şu oldu; her şey zaman, mekân ve iletişim uzayında dönüyor. Yani kendi zaman ve mekanımızdan bir başkasının zaman ve mekânına ulaşmak isteyen canlılarız. İçerik de bu noktada kullandığımız araç. Acı ve arzularımızı anlatmaya, dışımızdaki dünyayı keşfetmek için iletişim kurmaya dolayısıyla içerik üretmeye ihtiyacımız var. Bu noktada içerik üreticisinin teknik yeterliliğe güvenmekten ziyade insan psikolojisini anlamaya ve dili yetkin kullanmaya çalışması lazım.   


Özellikle yazınsal tarafta okuduğum ve tecrübe ettiğim şey sürekli pratik yapmanın gerekliliği. Farklı içerik türleri için de aynısını söyleyebilirim. Sürekli üretip paylaşarak kendimizi geliştirebiliriz, zaten internet kullanıcıları da geri bildirimleriyle ne yöne gitmemiz gerektiğini bize söylüyor.

Bir diğer konu da okumanın gerekliliği. Farklı şeyler üretebilmek bence tamamen üzerinde düşünülmüş okumalardan kaynaklanıyor. Yani okuma işini de afedersiniz ‘kitap yüklü merkep’ derecesine getirmeye gerek yok. Beş kitap okumak yerine 3 kitap okuyup onlar hakkında 2 sayfa yazı yazmak bence herkes için daha faydalı. Hep az kitap okuduğumuzdan şikayet ediyoruz ama ben az yazdığımızdan şikayet etmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yazmak aynı zamanda daha iyi anlamak demek.

Zamandan tasarruf ettiren araçları keşfetmek de kesinlikle önemli. İster yazı, ister sosyal medya içeriği, isterse sunum veya video olsun; işinizi kolaylaştıracak, daha hızlı ilerlemenizi sağlayacak bir araç muhakkak vardır. Ben Ulysses’i kullanmasam kesinlikle işler daha zor olurdu.

Son olarak İçerik Bulutu Blog’unu takip etmelerini öneririm. Bunu samimi bir tavsiye olarak söylüyorum çünkü Türkiye’de içerik dünyasına bir uzmanlık alanı olarak odaklanan mecra sayısı çok az. Umarım İçerik Bulutu şimdiye kadar getirdiği çizgiyi bundan sonra daha da yukarı taşıyacaktır.